İtalya · Floransa balayı rotası

Balayı Hikayeleri

İtalya

Floransa

Ece & Burak

Fotoğraflar arasında geçmek için sol ve sağ ok tuşlarını kullanabilirsiniz.

Fotoğraf 01 / 08

4. Sayı · Çiftin anlatımıyla

Ece & Burak

Floransa · İtalya

Bir Floransa Günlüğü

Ah, Floransa... Rönesans’ın kalbi, Michelangelo’nun gölgesi, Arno Nehri’nin sarhoş edici ışıkları.

Yoğunluğun arasında sadece birkaç gün ayırabildik balayımıza. Belki uzun bir Güney Fransa rotası ya da tropik bir ada hayali kurmuştuk, ama takvim bize “şimdilik üç gün” dedi. Neyse ki doğru şehirdeydik: Floransa. Zamandan çalmadan onu yavaşlatan, bir çiftin yeniden birbirine bakmasını sağlayan o özel yerlerden biri.

Balayının ilk romantik fonu

Şehre akşam üzeri vardık. Otelimize yerleştikten sonra yorgunluğu dinlemeden sokaklara çıktık. Köşeyi döner dönmez Piazza del Duomo ve Floransa Katedrali’nin ihtişamı karşıladı bizi. Mermer cephenin gün batımında aldığı renk, balayının ilk romantik fonuydu.

İlk akşam yürüyerek geçti. Duomo’dan Piazza della Signoria’ya, oradan da Ponte Vecchio’ya… Arno Nehri’ne yansıyan ışıklar yorgunluğumuzu unutturdu. Akşam yemeği için önceden rezervasyon yaptığımız Osteria Vini e Vecchi Sapori’ye gittik. Küçük bir menü, az malzeme ama çok lezzet. İlk gün için tam kararında bir başlangıçtı.

Floransa’da Arno Nehri üzerindeki Ponte Vecchio Köprüsü

Lezzetleriyle bambaşka bir atmosfer

Ertesi sabah Uffizi Galerisi’ne gittik. Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” karşısında uzun uzun konuştuk. Her köşesi nefes kesiciydi. Galeriden sonra, All’Antico Vinaio’da sıraya girip taze schiacciata sandviçlerimizi aldık, Piti Sarayı ve Boboli Bahçeleri’ne geçtik. Bahçelerin sonunda Floransa’nın kırmızı çatılı manzarası bizi bekliyordu.

Akşam, Osteria del Cinghiale Bianco’daydık. Dışarıdan sade ama içeride ahşap kirişli tavanlar, loş ışıklar ve Toskana lezzetleriyle bambaşka bir atmosfer. Günün keyfini masaya taşıdık.

Arno Nehri ve Floransa’nın Ponte Vecchio çevresindeki tarihi yapıları
Floransa’nın sarı cepheli yapıları arasında bir sokak

Ruhla konuşan bir şehir

İkinci gün sabahı, Sant’Ambrogio Pazarı’nda yerel halkla kahvaltı ettik. Şehrin günlük ritmini izlemek çok keyifliydi. Öğleden sonra rehberli katedral gezimiz vardı ama öncesinde biraz dolaştık, sokaklarda yavaşladık, vitrinlerin önünde durduk.

En unutulmaz anlardan biri Badia Florentina’da denk geldiğimiz Pentekost ayiniydi. Dillerin, duaların taş duvarlarda yankılandığı bu an, Floransa’nın sadece sanatla değil, ruhla da konuşan bir şehir olduğunu hatırlattı.

Ayin sonrası Vivoli’de kısa bir mola verip Affogato kahvesi içtik. Rehberimizle Santa Maria del Fiore Katedrali’nde buluştuk. Brunelleschi’nin görkemli kubbesi altında kaybolduk. İçeri süzülen ışıkta hem insan eli hem ilahi bir dokunuş vardı.

Badia Fiorentina’nın fresklerle süslü iç mekânı
Santa Maria del Fiore Katedrali’nin mermer cephesi ve kubbesi

Her damak için ayrı bir deneyim

Gün batımını Arno kıyısında izledik. Galeteria Della Passera’nın incirli ve karadutlu dondurmasıyla güneşi uğurladık. Akşam yemeği için Trattoria Za Za’ya gittik. Michelin rehberinde yer alan bu trattoria, her damak için ayrı bir deneyim sunuyordu. Biz Bistecca alla Fiorentina tercih ettik. Etin buharlı kesiti, dışının karamelize dokusu Floransa’nın ruhunu yansıtıyordu. Yanında Chianti Classico, roka, bruschetta… Hepsi tam kararındaydı.

Arno Nehri ve köprülerin üzerinde gün batımı
Dar bir Floransa sokağından görünen Duomo kubbesi

Derin izler bırakacak bir balayı

Gecenin sonunda, Floransa’da üç gün değil, bir hayat yaşamış gibiydik. Şehir bize sadece güzelliğini değil, köşe başı sürprizlerini ve kendi ritmini sundu. Biz de ona üç gün boyunca kalbimizi verdik. Floransa, planlı durakların ötesinde, rastlantılarla zenginleşen bir şehir. Eğer siz de kısa ama derin izler bırakacak bir balayı rotası arıyorsanız, Floransa’nın taş sokaklarında, sabah kahvelerinde ve gün batımı sofralarında kendi hikâyenizi bulmanız mümkün.

Ece ve Burak Arno Nehri kıyısında birlikte