Ya da İngilizce adıyla Morocco, Fransızca adıyla Maroc…
Siz de bizim gibi yeni yerler görmeye, yeni kültürler öğrenmeye, yeni insanlar tanımaya bayılıyorsanız Fas tam da size göre.
Biz, Merve ve Ozan çifti olarak uzun yıllar süren beraberliğimizi 14 Nisan 2018 tarihinde eğlenceli bir düğünle taçlandırdık. O tarihe gelene kadar evdi, eşyaydı, düğün salonuydu, fotoğrafçıydı, kuafördü derken baya yorulmuştuk. Bu süreçte en zorlandığımız konulardan biri de balayımızı nerede yapacağımıza karar vermekti. Ülkemiz bir tatil cenneti, fakat düğün tarihimizden dolayı denize giremeyecektik. Bir haftalık düğün iznimizi ise dolu dolu geçirmek istiyorduk. İlk tercihimiz Avrupa haricinde farklı bir ülke görmekti ve vize şartı olmamasıydı. Nisan ayı olduğu için sınırlı tur tarihi vardı.
İlk fikir Ozan’dan gelmişti. “Neden Fas’a gitmiyoruz ki?” Doğrusunu söylemek gerekirse bu fikri duyduğumda balayı için çok saçma gelmişti. Bir yandan da farklı olabilir diye araştırmaya koyuldum. Araştırdıkça Fas’a gitmemiz gerektiğine karar vermiştim ve sonuç ani bir kararla kendimi bir gün iş yerimde elimde banka kartım, kulağımda telefonum turu satın alırken buldum.
Balayımız Prontotour’dan alınmış, 18-22 Nisan 2018 tarihlerini kapsayan, beş günlük Kazablanka-Marakeş turuydu. Kendi kafama göre gezmeyi seven bir insan olarak ben, bu sefer bir tur şirketiyle gitme gereği duymuştum. Sonuçta farklı bir kıta, bilmediğimiz bir dil, yabancısı olduğumuz bir kültür bizi bekliyordu. Dil bilmeden rehbersiz gezmeyi göze alamamıştık.

Bir Taşla Üç Şehir Kazablanka-Marakeş-Essaouira:
İlk durağımız Kazablanka’ydı. Atatürk Havalimanından Fas’ın kendi havayolu şirketi olan Royal Air Maroc ile gerçekleşen yaklaşık beş saatlik bir yolculuktu. Fas ile Türkiye arasında iki saatlik bir saat farkı var ve Fas’ın saati daha geride. Kazablanka Havalimanına vardığımızda saat 20.00 civarındaydı, rehberimiz havalimanının dış kapısında bizi bekliyordu. Toplandıktan sonra rehberimiz eşliğinde bir gece kalacağımız otelimize doğru yola çıktık. Otelimiz Atlas Okyanusu’nun kenarında Le Lido Hotel’di. İkinci günümüze dünyanın en büyük camisi olarak bilinen Hasan II ile başlıyoruz. Gerçekten gördüğüm en büyük camii, namaz vakitleri dışında içine girilemediği için giremiyoruz ve sadece caminin dışını gezmek yarım saatimizi alıyor. Rehberimizin söylediğine göre asıl gezilmesi gerekenler Marakeş’te olduğu için ufak bir şehir turu yaparak yola çıktık. Yolculuğumuz yaklaşık üç saat sürdü. Sonunda binaların renginden dolayı kırmızı şehir olarak da bilinen şehre ulaşmıştık. Şehre girdiğiniz gibi sanki farklı bir dünya sizi içine çekiyor. İlk rotamız Medina pazarıydı. Deri ayakkabılar, geleneksel kıyafetler, gümüşler, hediyelik eşyalar satan yüzlerce dükkan düşünün. Pazarın içinde beğenip almak istediğiniz bir şeyi mutlaka alın, tekrar aynı dükkanı bulmanız mümkün olmayacaktır. Marakeş gümüş takıları ile ünlü bir şehir, her yerde gümüşçü karşınıza çıkabilir. Pazarın dışında ise farklı müzik aletleri çalıp oynayan, flüt çalarak yılan oynatan, maymun vb. hayvanlarla sizin fotoğraflarınızı çekerek para toplayan insanlar görebilirsiniz. Serbest zamandan sonra rehberimiz eşliğinde her derde deva olan bitkisel ürünler yapan bir aktarcıya gittik ve burada hepsini deneyerek alma şansımız oldu. Bizde dahil olmak üzere turdaki herkes elinde poşetlerle buradan ayrıldı. Marakeş’teki otelimiz Atlas Asni Hotel’di, sanırım en çok bu oteli beğenmiştim.
Üçüncü gün ekstra tur olarak düzenlenen Essaouira turuna katıldık. Essaouira, Atlas Okyanusu kıyısında Bodrum’u anımsatan beyaz yapılarıyla tatlı bir sahil şehri. Kişi başı 65 Euro olan bu tura şehre gelir gelmez iyi ki katılmışız diye düşündük. Daracık sokakları, beyaz evleri… Atlas Okyanusu kıyısıyla bu şehre aşık olunabilir. Burada da bir şeyler satın alabileceğiniz birçok hediyelik eşya satan dükkan bulunmakta. Dördüncü gün ise kişi başı 75 Euro verdiğimiz 4x4 araçlarla Atlas Dağları turuna katıldık. Berberi köylerinde yaşayan halkı yakından görme fırsatı bizim için eşsiz bir deneyimdi. Beşinci Gün olan son gün ise kahvaltıdan sonra otelden ayrıldık ve havalimanına gitmek için yola çıktık.
Beş günlük turumuzun tam olan üç günü dolu dolu geçmişti ve bizim için çok farklı bir gezi olmuştu.
- Fas Türk vatandaşlarından vize istemiyor. Evlilik sürecinde vizeyle uğraşmak istemeyen çiftler için güzel bir seçenek olabilir.
- Satıcılarla yapabildiğiniz kadar pazarlık yapabilirsiniz. Almak istediğiniz ürünü en son sizin teklif edeceğiniz fiyata vereceklerinden emin olabilirsiniz. En azından biz öyle satın aldık.
- Eşe, dosta, akrabaya bolca argan yağı getiririm düşüncesiyle gitmeyin. Çok uçuk fiyatlara satılmakta. Biz sadece tadına bakabildik.
- Ucuz bir ülke düşüncesiyle gidebilirsiniz. Ancak hiç de öyle olmadığını bizzat yaşayarak gördük. En azından turistik bölgelerde hayat gerçekten pahalı. Bir litrelik suya on lira verip küçük meyve sularının on iki-on beş liraya satılabildiğini görmüş olduk.
- Fas’ın para birimi dirhem. 1 TL ile 1,79 Fas Dirhemi alınabiliyor.
- Bizim gibi çöl görmek için umutlanmayın, en azından beş günlük tur için imkansız diyebiliriz.
- Bu tur için yaklaşık olarak 6400 TL ödedik. Harçlık ve ekstra turlar ile birlikte iki kişi için turun maliyeti 8500 TL civarındaydı. Tabi o zaman euro yaklaşık olarak 4,8 lira civarındaydı.
- Oradan aldığınız şeyleri el bagajınıza koyabilirsiniz. Biz aktardan aldığımız bitki ve merhemleri valizimize koymuştuk fakat Atatürk Havalimanı’nda valizimizi beklerken açılmış olduğunu ve valizimizin içinden bunların alınmış olduğunu fark ettik.
- En ünlü yemekleri sebzeli ve etli gibi seçenekleri olan kuskus. Nane çayı ise vazgeçilmez içecekleri.
Bunlara rağmen bizim için her şey mükemmeldi. Balayı tercihimizi iyi ki Fas’tan yana kullanmışız.

